Ana içeriğe atla

rehavet vakti üzerine fikirler

Sayesinde yazdan kalma güzel bir on gün geçirdiğimiz pastırma yazını takip eden o yağmurlu Eylül akşamında, eşimle, on yılı aşkın süredir aynı aşkla devam ettirdiğimiz evliliğimizin gelecekte de hem bize hem de çocuğumuza alıştığımız bu huzurlu, saygılı ve sevgi dolu hayatı vermeye devam etmesi için önemli bir mevzu hakkında ikimizin de bundan sonra uymayı kabul edeceği ortak bir karar almaya çalışıyorduk.

Aslında her ikimizin de, ta kendi çocukluk dönemimizden başlayarak bugünlere kadar gelen sebebi muallak birtakım alışkanlarımızı diğerinin aynı konu üzerindeki başka türlü alışkanlıklarından daha doğru bir yaklaşım olduğunu ispat etmek için akıllıca görünen argümanlar üretmeye çalıştığının farkında olsam da, haklı tarafın ben olduğunu biliyordum. Bulaşık makinesine konan çatal bıçağın sivri ucunun yukarıya değil aşağıya bakmasının çok daha doğru bir seçim olduğundan emindim.

Ne var ki, bir yandan az önce kalkmış olduğumuz akşam yemeğinin hemen akabinde kendini gösteren o tatlı uyku hali, bir yandan da salondaki orta sehpanın altındaki halının üzerindeki yeri hemen hemen hiç değişmeyen dizüstünün şarj aletinin ayağıma verdiği ve oradan da tüm vücuduma yayılan sıcaklığının sebep olduğu rehavet, beni haklı olduğum konuyu enine boyuna tartışmaktan alıkoyuyordu. O anda, azıcık şekerleme yapma imkanı için ömrümün geri kalanında çatal bıçakları bulaşık makinesine sivri ucu yukarı bakacak şekilde yerleştirmeye razı olmaya hazırdım.

Evliliğimizin devam eden yıllarında da aynı huzurlu, saygılı ve sevgi dolu ortamı korumamız için vermemiz gereken ortak kararda kendi tezimi savunacak kadar bile enerjimin kalmadığını hissettiğim o mahmurluk anında birden aklıma, sadece karşılıklı fikir alış verişi yaptığımız o pastırma yazını takip eden yağmurlu Eylül akşamında yediğimiz yemeğin ardından değil, neredeyse her yemek sonrasında bastıran uykuyu yenmek için dahice bir fikir geldi. O kadar basit bir çözümdü ki bu, daha önce nasıl olup da aklıma gelmemiş olduğuna hayret ettim.

Madem ki yemeklerden sonra üzerime üstesinden gelmekte zorlandığım bir ağırlık çöküyordu, öyleyse yemek yemeyi hiç bırakmazsam o ağırlığı çökmesine de imkan vermemiş olacaktım. Bu müthiş buluşumu bütün dünyayla paylaşmadan duramadım.
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...