Ana içeriğe atla

neden beyaz peynirli tost yediğimin açıklaması

Günler boyunca o çalışma sandalyesiyle bütünleşik hayat yaşayıp belki de sandalye tepesinde geçirdiğim gün sayısından bile az toplam saat kadar uyuduğum için insanın belinden başlayıp vücudunun daha önceden bilmediği noktalarına kadar uzanan ağrılarla boğuşmak zorunda kaldığım o tatlı sert soğuk kasım öğleninde, üç gün sonra bizim semt pazarına kalamarın geleceğini bilmesem bile çöpünü inatla çöp kamyonu gittikten sonra atmaya devam eden komşularla dolu bir mahallede yaşamaya devam edeceğimi çok iyi bildiğimden dolayı, hanımın evde kendi ekmeğimizi yapmaya başlamasından sonra sürekli mevzi kaybeden diyetimin acısına biran önce son vermek maksadıyla kendime bir dilim ekmek kızartmaya karar verdim. Yalnız, apartmanın içinde sigara içen kimse ona bir çift diyeceğim var.

Bir dilim küçük ekmek, iki dilim küçük ekmek oldu. Sonra atıştırmalıklarımın olmazsa olmazı beyaz peynir çıkardım biraz. Ve sonra, tost makinesinde ısıttığım ekmek dilimlerine biraz tereyağı sürmenin lezzetli olacağına karar verdim. Ve ondan sonra, o çıkardığım beyaz peynirin az önce tereyağladığım o iki küçük dilim ekmeğin arasında daha bir dişe dokunur olacağını düşündüm; ve akabinde, madem bir dilim peyniri iki dilim terayağlı ekmeğin arasına sıkıştırıyorum, hepsini birden tekrar makineye sokup preslemek usulüyle tost elde etmenin çok daha şık olacağını akıl ettim. Çünkü herkesin bildiği üzere, bir domates suyu bazen sadece domates suyu değildir.

Pazardaki balıkçı tezgahında siparişinin hazırlanmasını beklerken o uzun çubuklara sıkıştırdığı sigarasını tüttürmek marifetiyle herkesi rahatsız eden yaşlı kadın, sen de başka hiçbir şey değilsen bile öküzün önde gidenisin.

Resim alıntıdır.
Tostun kendisini yedim bitti zaten.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...