Ana içeriğe atla

şekeri olduğu için hamurişini azaltan adamın süper marketteki mantıyla imtihanı

Aynaya baktığımda bir zamanlar gördüğüm suratın ancak uzak bir simasını andıran başka bir şeye dönüşmem pahasına abartısız üç gün evden çıkmadan, hatta bırak evden çıkmayı, resmen çalışma sandalyesiyle bütünleşik geçen zorlu temponun ardından nihayet elimdeki işlerden birini bitirmiş olmanın verdiği şevkle, sanki bir sonraki işi zamanında yetiştirebilmek için yine zamanla yarışmak zorunda değilmişim gibi davranıp market alışverişine çıktığımız o pazar günü, mantıya zam geldiğini gördük. Fırlak göbeğimi saymıyorum bile.

Daha birkaç gün önce, sattığı mantıya zam yapmak yerine kalitesini düşüren fırıncıyı eleştirmişken şimdi de sattığı mantıya zam yapan marketi eleştirmek belki ilk bakışta çelişkiymiş gibi görünse de, ikisi de özü itibariyle aynı iktisadi hadisenin farklı tezahürü olduğu için hiç de çelişki değildir. Nihayetinde, aldığı malın fiyatı aynı olduğu sürece gramajının ve kalitesinin sürekli düşmesine aldırmayan yoğun bir müşteri kitlesi karşısında - ki bunlara benzini hep 50 liralık alan kitle de denebilir- ilk yöntemi tercih edenlerin çok olması bu yöntemin de farklı bir zam çeşidi olduğu gerçeğini etkilemez. Bahsi geçen market zammı özelindeyse, etin kilosunun 40 lira olduğu yerde mantıya %50'ye yakın zam yapıp 30 küsur liradan satmaya ben sadece "Oha" diyebilirim. "Çüş" de olabilir.

Neyse ki benim şekerim var da, onun için öyle mantıyı falan sadece bizim oğlanın canı çok çekerse alıyoruz.



Zaten marketten geldikten sonra ben yine eski tempoma döndüm, bu mevzu da böylece kapanmış oldu. O kırkayağa ne oldu, onu da hiç bilemiyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...