Ana içeriğe atla

bir market macerası

Dün gece, her zamankinden geç gelen çöp kamyonunun aşağıdan gelen gürültüsü eşliğinde mutfakta kendime bir bardak soğuk su doldururken, yaptığım diğer işlere nazaran daha kolay olduğu için teoride çok daha az zamanımı alması gereken bir işin haddinden fazla sürmesine yol açan sürecin o akşam soğan ve yumurta almak için oğlumla birlikte markete gitme maceramıza ne kadar benzediğini düşünüyordum.

Asıl ihtiyacımızı daha sonra semt pazarından karşılamak kaydıyla, o akşam yemeğine yetecek ve belki birazcık artacak kadar soğan, ve yanında da, sadece kutusunun üzerinde öyle yazdığı ve fiyatı emsallerine oranla pahalı olduğu için değil; rengi, tadı, bir kap su içindeki duruşu ve kırıp tavaya döktüğümüzde aldığı şekliyle de bizi organik olduğuna ikna eden belirli bir marka yumurtayı almak için, o belirli marka yumurtanın satıldığı belirli bir markete gitmeden önce, benim açımdan belki daha yavaş ama çok daha keyifli geçecek bir market yolculuğu olacağı için, beş buçuk yaşındaki oğluma da benimle gelmek isteyip istemediğini sordum. O da kabul etti.

Söz konusu market, oturduğumuz binayla aynı sokakta ama sokağın ta öteki başında olduğu için, almamız gereken belirli marka yumurta sadece orada satılmasaydı konum itibariyle ilk tercih edeceğim yer olmayacaktı. Öte yandan soğan, yürüme mesafemiz içinde kalan hemen hemen her markette bulunabildiği için, gideceğimiz market tercihimizi etkileyecek bir tüketim maddesi değildi.

Bire bir aynı kombinasyonu olmasa bile sonsuz denebilecek sayıda farklı varyasyonunu yine sonsuz denecek defalar yapmış olduğum için, başından sonuna dek her adımına hakim olduğum, herhangi bir sürprizi olmayan, rutin bir işti bu benim için. Ayrıca, yanımda oğlumun da geliyor olması sürecin keyifli geçmesini sağlayacak bir artı faktördü.

Meydana gelen bir olayın, takip eden olaylar silsilesinin yönü hakkında ipucu veren bir gösterge olduğunu ancak olaylar olup bittikten sonra fark edebilen pabucumun borsa analizcileri misali, ben de markette soğan reyonunun bulunmadığını daha içeri girer girmez gördüğüm halde, soğanı herhangi başka bir yerden de alabileceğim için önemsememiş, bunun takip eden olaylar silsilesinin yönü hakkında ipucu veren bir gösterge olduğunu anlayamamıştım. Hoş, anca marketin içine girdikten sonra beni uyaran göstergeyi ben ne yapayım?

Sonuç itibariyle, markette sadece soğan değil, almak için özellikle geldiğimiz belirli marka yumurta da olmadığı için, o kadar yolu gerisin geri yürümekle kalmamış, aynı marketin, yine yürüme mesafesi içinde sayılsa bile bu gittiğimizin tam zıt yönünde ve iki kat mesafedeki başka bir şubesine gitmiş, normalde kolay ve hızlıca halledilebilecek bir işi beklenen süreden iki - üç kat daha uzun sürede bitirebilmiştik.

İşte, her zamankinden geç gelen çöp kamyonunun aşağıdan gelen gürültüsü eşliğinde mutfakta kendime bir bardak soğuk su doldururken, o sırada yaptığım işin beklediğimden çok daha uzun sürmesine sebep olan olaylar silsilesinin, oğlumla birlikte başımızdan geçen bu market alışverişi macerasına fazlasıyla benzediğini fark etmiştim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...